Etiket arşivi: Günce

Doktor Kontrolü ve Hamilelikte İlk Testler

Tarih: 19.04.2014

test

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Kan testi sonucunda hamile olduğumu öğrenip, hemen doktorumdan randevu alıyorum.

Doktorumuz o gün tekrar Beta HCG testi istiyor ve kesin bir şey için sonucun bir öncekinden yüksek olması gerekir diyor.  Hormon miktarının artmış olması durumunda, 3 gün sonra yeni bir Beta HCG ve fotoğraftaki tahlilleri istiyor. Testi yaptırıyor ve hastaneden çıkıyoruz. Sonucu o gün telefonla öğrenebileceğimizi söylüyorlar.

Eşimi, işine uğurlayıp, biraz mağaza dolaşıyor ve doktoru aramaya başlıyorum. Telefon meşgul veya sürekli asistanı çıkıyor. Sonunda dayanamıyor telefona çıkan asistana tahlil sonucuna bakıp bakamayacağını soruyorum. Sistemi açıp bana, “16” diyor kız. Telefonda donup kalıyorum, “emin misiniz?” diyorum, “evet” diyor ve telefonu kapatıyor.

Söylediği sonuç gebeliğin sonlanmış olması anlamına geliyor, başımdan kaynar sular dökülüyor. Yolun ortasında donup kalıyorum.”Buraya kadarmış” diyorum ve hayal kırıklığımı içimde bastırmaya çalışıyorum. Koşa koşa eve gidip, derin bir uykuya dalıyorum.

Uyandığımda, eşim geliyor ve ben olanları anlatıyorum. Tekrar doktoru arıyoruz, ancak ulaşamıyoruz. Aklıma hastanenin websitesi geliyor ve laboratuar bölümünde sonucuma ulaşıyorum. Sonucun 16 falan değil, doktorun beklediği aralıkta olduğunu görüyorum.

Saatler süren hayal kırıklığım da bana, iyi bir ders oluyor.

“Şimdi yeni şeyler söylemek lâzım.”

Uzun bir aradan sonra tekrar “Merhaba“.

Yazmak keyif vermemeye başlamıştı. Ne sosyal medya, ne bloglar . Hızlı çöken yazma soğukluğuna karşı okumaya sardım. Hatta ciddi ciddi bağımlılık oldu bile. Son bir buçuk senenin özeti bu, benim için.

Girizgâhı uzatmadan;

“Dünle beraber gitti, cancağızım,
ne kadar söz varsa düne ait.
Şimdi yeni şeyler söylemek lâzım.”

 

Akıllı Telefonum, Beni Nasıl Aptal Etmiş!

Durduğu yerde cızıltılar çıkarmaya başlayan iPhone’num , uzun bir süre “oha la, beni de dinlemeye almışlar” diye kasılmama neden oldu. Garanti süresinin dolmasına az bir süre kaldığı için, daha fazla kasılmayayım diye mecburen kendisini servise gönderdim.Yedek cihaz olarak dokunmatiksiz tuşlu bir telefon verdi sevgili GSM operatörüm.

Telefonun dokunmatik olmadığını anlamam 10 dakika sürdü!

Parmaklaya parmaklaya telefon kullanmaya alışan bünyem, tuşlu kullanımı bir süre reddetti. Hele o minik tuşlarla bir şeyler yazmaya çabalamak ciddi bir efor ve sabır sarfetmeme neden oldu…

Gelen ilk aramada elim ayağıma dolandı. GSM operatörün neşeli melodisini bangır bangır çalmaya devam ederken, ben gelen çağrıyı cevaplamak için telefonun başında ecel terleri döktüm.

Sessizlik!

Telefonun melodilerini kurcalamak yerine, tamamen sessize almaya karar verdim. Ancak telefonunda hiç Windows işletim sistemi görmemiş masum köylü ben, bu işlemi de 10 dakikada yapabildim. Aynı günün akşamı sevgili eşim kaloglu ilk bakışta tuşlardaki minik sessize alma kısayolunu gördü. O kadar küçük ki ilk bakışta görmemem çok doğal diye kendimi teselli ettim…

Zaman geçtikçe, aslında telefonun ne kadar sessiz olduğunu farkettim. Ne twitter mentionları, ne whatsup mesajları, ne facebook bildirimleri… Gelen çağrı ya da SMS olursa telefonda bir hareket oluyorsa, yoksa kenarda bir yerde öylece duruyordu…

Sosyalleş(eme)me

Aynı günün akşamı gittiğim toplantıda büyük çoğunluk ellerindeki telefonlarla bipbipbip mentionlaşıyor, webde geziyordu… Bense kenarda bir köşe, şarjın yüzdesini görememem ve biteceğini algılayamamam yüzünden kapanan telefonuma bakıp, “ayfonum, seni çok özledim” diye iç geçiriyordum. Her ne kadar hayatımı kolaylaştıra kolaylaştıra beni aptal durumuna soksa da… O telefonu özlüyordum…

Ne dersiniz, teknoloji akıllandıkça biz daha çok aptallaşıyor muyuz?

Sırf Keyif İçin Mesela…

Sırf keyif için mesela;

üniversitede matematik okumak,
her yıl farklı bir yabancı dil öğrenmek,
çiğköfte dükkanı açmak,
bütün gün dolaşmak adalarda,
saatlerce kitap okumak,
ya da tango öğrenmek,
ıslak çimenlerde koşmak,
boyamak bir duvarı alelâde,
ya da yürümek sadece,
kod yazmak saatlerce,

İSTERDİM…

Bu Yaralar Nasıl Oldu, Bilmek İster Misin?

Gülmeden durmamı yakıştıramıyorlar ya bazen,
Ben artık hep gülüyorum sayelerinde.

Sahi, bu yaralar nasıl oldu bilmek ister misin?

Yüzümde kocaman bir gülücük…

Önceleri herşey sakindi aslında,
sonra sorularıma yavaş yavaş
cevap düşmemeye başladı.

Aldırmadım…

Bekledim…

Tekrar sordum…

Bu sefer ikinci defa sorulması gerekti soruların,
tek tük düşmeye başladı cevaplar…

Beklediğim bile bile,
gecikti cevaplar…

Kısır döngüler
etrafıma dolandıkça,
geçti zaman.

Cevapsız her soruda,
çoğaldı çizgileri.
Bilinmeyenin keskin yanı,
biraz daha, biraz kanattı
gülümsememi…

Alıştım yaralanmaya..
Alıştım gülmeye…

ve ben artık sadece bir soru soruyorum.

Gülümsüyorum, yayvan ve geniş;

Sahi, bu yaralar nasıl oldu bilmek ister misin?

Bi’garip günce

:-/ Başlıklara sürekli gülücük atma bağımlılığımdan kurtulmak için bu seferki yazıma gülücükle başladım. Lütfen, bu gülücüğü başlığın devamı olarak kabul edin.

Gülücük dediğime bakma, için için içim ağlıyor bir kaç gündür…

Milyonlarından İstanbul,
Bir kişi gitti..
Kimse farkında değil,
O kişi benden gitti..

Yar’i yolcu ettim yine gurbet İzmir ellerine. “Duyan aylar yok sanacak. Gidelin 2-3 gün olmuş” diyolar demesine de, o bana teselli değil. O içimde yanan ateşe su değil…

Susuzluğuma bi damla deva, telefonda duyduğum sesin. Vurdum kendimi yollara, hiç bir yer bana yuva değil. Yar olmayınca, bu şehir bana ait değil.

Bu şehir benim değil…

Antalya’dayım :)

Daha önce evrene emanet ettiğim bir düşüm daha gerçekleşti. Daha bi mutluyum o yüzden…

Bir geceliğine Antalya’dayız. 2. memleket İstanbul’dan uzakta biraz kafa dinleyip, uslu uslu çalışma fırsatı buldum. Tatil diyarı ya, belki ondan aklım da dingileşti.

Yaz sıcağında, benim için çekilmez olacağını tahmin ettiğim Antalya’nın kışın harika olduğunu söylemem lazım. Yol boyun evlerin bahçelerinde gördüğüm limon ve mandalina ağaçları hayallerime yeni detaylar ekledi.

Antalya’yı Şubat’ta sevdim ben. Bu aşk devam edecek sanırım…

Güzel haberle kavuşmak nasip olsun sana, Beylikdüzü’m… İstanbul’um…

Havaalanından otele kadar bir kaç yerde selin izlerini görülüyordu. Elbette, hasar daha da büyüktür. Ne diyim, Allah yardımcısı olsun sel mağdurlarının :-/

*Fotoğraf Vikipedia‘dan alıntıdır.