Sadeliğin Saadeti

Taşınma telaşı bitse de, yerleşme faslı sandığımdan da uzun sürüyor. Aslında sakin kafayla bir şeylerin “yerini” bulayım dedikçe, kafamı sakinleştirme adımını tamamlayamadığım için ikinci aşamaya bir türlü geçemiyorum.

“Sadeliğin saadeti!” dedim, ilk paragraftan daha karmaşık hale getirdim :) Yerleşme seanslarımdan birine ait bir anekdot anlatmaya çalışıyorum aslında.

Taşındıktan bir iki gün sonra evimize telefon bağlandı. Telekom geldi, bağlantıları yaptı, ama velâkin telefonda bir cızırtı var. Konuşurken arkada uğultu şeklinde bir ses de konuşmaya dahil oluyor.

Telekom’u aradık, arıza kaydı bıraktık. Kontrol edildi. Onlar “sorun yok!” dedikçe, uğultu beynimde daha fazla yankı yapmaya devam ediyordu.

Uğraşmaktan vazgeçtik. “Buranın altyapısı demek ki Beylikdüzü’ne hiç mi hiç benzemiyor. Eski her taraf zaten..” diye bahanemizi de bulup, kabulledik.

Derken 1-2 ay sonra, tesadüfen elde ettiğim “sakinlikle” bir kutuya doldurduğumuz kabloları düzenlemeye başladım. Gri bir adaptör geçti elime, evirdim çevirdim. “Telefonun adaptörüne ne kadar çok benziyor?!” diye düşündüm…

Telefona takılı olan adaptöre  baktığımda ise, telefonu uzun süredir yedek modemin adaptörü ile kullandığımızı farkettim :) Farketmemle gülme krizine girmem bir oldu.

Occham’lı William amcam vakti zamanında “Bir sorunun teorik olarak iki çözümü varsa, daha az karmaşık olan tercih edilmelidir*” diye boşuna söylememiş.

Kıssa’dan hisse dostlar;

Hayatı gereksiz yere karmaşık hale getirmenin bir yararı yokmuş. Zira sorunun çözümü büyük olasılıkla, daha basit olan. Biraz daha dikkat ve sadeliğin saadetini öpebilirsiniz :)

*Occam’s Razor ya da Ockham’ın Usturası olarak da bilinir.

Sadeliğin Saadeti” üzerine 3 düşünce

  1. Geri izleme: “Kafadan Hiç Çıkmadan, 9 ay 10 gün Su Altındaydın!” | BeyazPano

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir